Neden Ayakkabıları Bu Kadar Çok Seviyoruz?

Neden Ayakkabıları Bu Kadar Çok Seviyoruz?

Ayakkabı düşkünlerinin çoğu benzer fikirde: Bir 'çift eşiniz' varken kimin ruh eşine ihtiyacı var?

Yapılan araştırmalara göre, 2020 yılında online alışveriş yüzde 72 seviyesinde artış yaşadı ve en çok alınan ürünlerden biri de ayakkabı!

Covid 19 pandemisi ile gelen sokağa çıkma yasaklamalarına rağmen yaşanan bu artış, ayakkabı alışverişlerinin ihtiyaçtan çok bir tutku olduğuna mı işaret? Sanıyoruz ki öyle!

İngiltere'de kadınlar ortalama 24 çift ayakkabıya sahip olduklarını ve ayakkabı alışverişini kıyafete tercih ettiklerini itiraf ettiler. Ankete katılanların yüzde 90'ından fazlası, hiç giymedikleri ayakkabılara da sahip olduklarının altını çizdi.

Ayakkabılara karşı beslenen bu aşk, bazen karşılıksızdan da öte sağlıksız bir hal alıyor. Örneğin yüksek topuklu ayakkabılar, diğer sorunların yanı sıra artrit, bunyonlar ve sırt ağrısına yol açabilir.

Ayakkabılar bir statü sembolü ve sosyal sermaye birimidir
Ortalama bir kadın, yıllık mesaisinin önemli kısmını ayakkabıyı alışverişlerinde harcadığı parayı geri kazanmaya harcıyor. Sonuç olarak, ayakkabılar bir statü sembolü ve sosyal sermaye birimidir – yaşam standardımızın, moda anlayışımızın bir göstergesidir.

Kansas Üniversitesi araştırmacıları, insanların hiç tanımadıkları bir kişinin yaşını, cinsiyetini, gelirini, siyasi görüşünü, duygusal ve diğer önemli kişilik özelliklerini sadece ayakkabılarına bakarak doğru bir şekilde yargılayabildiğini kanıtladılar.

Ayakkabı düşkünlüğünün kökeni çocukluğumuzda yatıyor
Psychology Today'den Dr. Susan Scheftel, ayakkabıların gücünün kökenlerinin çocukluğumuzda yatabileceğini söylüyor. Biz daha yürümeye başlamadan çok önce, ebeveynlerimizin onları giydiğini, hayatlarına devam ettiğini ve evden çıktığını görürüz. Böylece, çocuklar için ayakkabılar hem gerçek hem de sembolik olarak hareketlilik ve boy ile bağlantılı hale gelir. Öyle ki ayakkabı bağımsızlığa ve bireyselliğe doğru atılan ilk büyük adım oluyor.

Kadınlar erkeklerden daha düşkün
İlginçtir ki, ayakkabı takıntısı biraz cinsiyetçidir. Kadınların yüzde 90'ı ayakkabıları sevdiğini kabul ederken, heteroseksüel erkekler için ayakkabılara deli olmak genellikle sneakers söz konusuyken kabul edilebilir. Alışveriş ve ayakkabılar batı toplumu tarafından büyük ölçüde kadınlaştırıldı, ancak spor ayakkabıların erkeklik ile güçlü ilişkileri var. Sneaker markaları, bunu güçlendirmek için sportif sözcülerle bir araya geliyor; Nike için Michael Jordan'ın boy göstermesi bu durumun klasik bir örneği. Söz konusu spor ayakkabılar olduğunda, imrenilen geniş bir stil koleksiyonuna sahip olmak, kişinin erkekliğini yalnızca ifade etmekle kalmıyor, aynı zamanda yüceltiyor.

Bununla birlikte, ayakkabıları gereğinden fazla seven erkekler ve kadınlar alışveriş bağımlılığından mustarip olabilir.

Gelmiş geçmiş en popüler dizilerden biri olan Sex and The City’nin sevilen karakteri Carrie Bradshaw tarafından göze sokulan cazibenin aksine, gerçek alışverişkolikler, maddelere bağımlı olanlarla pek çok özelliği paylaşır ve nüfusun yaklaşık yüzde 5'ini oluşturur.

Ayakkabılar bize kendimizi iyi hissettiriyor
Ayakkabıları neden acı ve yoksulluk noktasına kadar seviyoruz? Çünkü bize kendimizi iyi hissettiriyorlar! Kelimenin tam anlamıyla ve kimyasal olarak da. Ayakkabı alışverişi yapmak, beynin doğal zevk kimyasalı olarak bilinen dopamin salgılamamıza neden olur.

Üstelik psikologların da belirttiği gibi, giydiklerimiz ruh halimizi derinden etkiler!
İtiraf etmeliyiz ki çoğumuz, sevgilimizin herhangi bir sebeple taze güller yerine bir çift taze ayakkabı hediye etmesini tercih ederiz!